Serhat Karaçelik Yazarın Tüm Yazıları
Ankara Üniversitesi'nde Gayrimenkul GeliÅŸtirme ve Yönetimi anabilim dalında yüksek lisansını tamamlayan Serhat Karaçelik, ÅŸimdilerde serbest mimarlık yapmakla birlikte Sanat Köprüleri'nde sosyal medya direktörlüÄŸü görevini üstlenmiÅŸtir. ...
KENTLERE ÇİÇEK AÇTIRMAK
Sizde kendinizi yorgun ve halsiz hissediyor musunuz? Çalışma koÅŸullarınız, öyle olaÄŸanüstü bir efor sarf etmenizi gerektirmeyecek olduÄŸu halde, bitkin bir halde mi evinizin kapsını aralıyorsunuz? Belki de, zaman zaman tükenmiÅŸlik sendromuna düÅŸtüÄŸünüzü zannediyorsunuz ki, bu doÄŸrudur…Fakat, sebebini bilemediÄŸiniz soruların cevabı; çok yoÄŸun çalışılmış bir günün akÅŸamı mıdır sizce? Kısa da olsa bir tatile çıkmanın zamanının geldiÄŸini hissediyorsunuz iliklerinize kadar. Hani ÅŸöyle; önümde masmavi ve dingin bir deniz, arkamda enseme vuran oksijen dolu orman esintisi…Aslına bakarsanız, İç dünyanız size, istediÄŸiniz ÅŸeyin sadelikten baÅŸka bir ÅŸey olmadığını haykırmakta. Evet, o en çok tembelleÅŸtiÄŸiniz anda bile, deniz ve orman esintisi gibi masum ve sade bir dilekten baÅŸka bir ÅŸey tutmadınız. DoÄŸal olarak böyle olması da gerekiyordu yani. İşin aslı, ifade etmeye çalıştığım ÅŸey ÅŸudur; “İnsanın tabiatında da ve ruhunun arzusunda da tabiat ile hemdem olmak vardır.” Åžayet, Kentte yaşıyorsanız, sizi halsiz eden; yemyeÅŸil aÄŸaçlar, mis kokulu çiçekler, kuÅŸ cıvıltıları, arı vızıltıları gibi tabi olan ÅŸeylerden uzak olmanızdır. Bir baÅŸka deyiÅŸle, tabiatın size açmış olduÄŸu bu kucaktan uzak kalmış ve yerine egzoz dumanları, beton yığınları ve gürültü kirliliÄŸiyle buldu iseniz, bir ÅŸehir merkezinde olmalısınız… Hayatından bezmiÅŸ ruh hali olan siz, nasılda tabiatın kırıntıları olabilecek park arayışına düÅŸtünüz deÄŸil mi? Yok,yok…bunu bilmek için ne falcı, ne de alim olmaya gerek var. DoÄŸal seleksiyon olarak maruz kalınan mekân gereÄŸi, böylesi bir nihayet beklenen bir reaksiyon olmalı. Bunu, etki-tepki diye yorumlayanlar yanılmıyor elbette. Daha yalın bir ifade sebep-sonuç diyelim biz buna.
Kentte çalışıyor olmanın ve gereÄŸi olarak kentte yaÅŸamak mecburiyetinde olmanın dezavantajlarından biridir “doÄŸal ortam” eksikliÄŸi. Sadece, kentte bulunmanın bile insanların temel zihinsel faaliyetlerine ne denli zarar verdiÄŸini araÅŸtıran bilim insanları, kalabalık bir caddede kısa bir zaman bile geçiren birisinin, aklında bir ÅŸeyler tutmasının zorlaÅŸtığını ve iradesenin zayıfladığını iddia etmekteler. Kent hayatının yorucu olduÄŸunu uzun zaman önce fark eden Picasso’nunda, Paris’i bu sebeple terk ettiÄŸi söylenmektedir. Zira; Yapılan araÅŸtırmalar, kentlerin zihnimizi körelttiÄŸini ve Picasso’nun haklı kaçışını doÄŸrular nitelikte…
Çalışmalardan bazı örnekler gösteriyor ki, pencereden bakınca aÄŸaç gören hastalar daha çabuk iyileÅŸiyor; toplu konutlarda yaÅŸayan kadınlardan manzarası daha yeÅŸil bir bahçeye bakan dairelerde yaÅŸayanlar, odaklanabilme konusunda daha iyi oluyorlar. Görünen o ki; bu kısacık anlar bile beynin performansını iyileÅŸtiriyor ve kentin karmaÅŸasında zihinsel bir mola verdiriyor.
Popülasyonun artması ile birlikte kentlere büyük göç hareketlerinin baÅŸlaması sonucu, insanların çoÄŸu büyük kentler ve metropollerde ikamet ediyor. İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropoller dışında, Adana, Bursa, EskiÅŸehir, Konya v.s gibi büyük kentlerimizin de çivisi çıkmış durumda. GeniÅŸ ve açık alanlarda rahatça yaÅŸamak yerine, beton yığınlarına tıkışıp, karbonmonoksit gazlarına maruz kalarak iÅŸlerimize koÅŸturuyoruz her sabah. Reklam tabelaları ile dolu binalar arasından geçerek, motorlu araçların doldurduÄŸu trafikte seyredip, bir ÅŸekilde ulaşıyoruz çalıştığımız iÅŸyerine. Ve yine aynı güzergahı takip ederek ve katlanarak büyüyen stres ile dönüyoruz beton yuvalarımıza. Bu kısır döngünün yılın her günü ve ömrün her yılı yaÅŸadığımızı düÅŸündüÄŸümüzde, ne kadar da vahim bir durumda olduÄŸumuzu görmek için azıcık düÅŸünmek yetecektir. Yapay oluÅŸumlarla çevrelenmenin, zihinsel ve fiziksel saÄŸlığımızı etkilediÄŸi ve düÅŸünme gücümüzü önemli boyutta kısırlaÅŸtırabildiÄŸi son yıllarda daha açık bir hal alıyor.
Bu kadar karamsar ve mecburi tablonun arkasından iyi bir haber verelim; FlaÅŸ,flaÅŸ,flaÅŸ…“Kentin iç bölgelerini aÄŸaçlandırmak veya bitki çeÅŸitliliÄŸi fazla olan kent parkları oluÅŸturmak, kentin negatif etkilerini büyük ölçüde azaltabiliyor.” Bu habere itibar edebilirsiniz. Zira; zihin tabiata ihtiyaç duyuyor.
Tecrübe bir çok kez etmiÅŸ fakat, dikkat hiçbir zaman etmemiÅŸ olan bizler, ister evlerimize, isterse iÅŸlerimize giderken beynimizi her zamankinden fazla yorduÄŸumuzun farkında mıyız? Yürürken çarpmamamız gereken insanlarla dolu kaldırımlar, trafik akışını gözleyerek geçmemiz gereken geçitler, istemesek te gözümüze çarpan tabelalar, araç plakaları, toplu taşıma araç numaraları, hangi yoldan, nasıl gideceÄŸimizi sürekli düÅŸünmeye sevk eden karmaşık yollar, binlerce insan yüzü ve belki de diyalogları…beynimiz bu anları hatırlarken bile offf..!.offf..! diye inleyerek, bir nevi off konumuna geçmek isteÄŸini bizlere haykırıyor. Zaten, bu sebeple evlerimize ulaÅŸtığımızda derin bir ohh! çekmekte deÄŸil miyiz? Bu çekilen “ohh” un arkasında, beton yığını evlerimize geldiÄŸimiz için ÅŸükretmek hissinden ziyade, kentin karmaşıklığı ve yoruculuÄŸundan kurtulmak yatmıyor mu sizce de?
Bu konuda bilimsel bir çalışma, City University of New York'ta ÅŸehir sosyolojisi dersleri veren teorisyen ve öÄŸretim üyesi Marshall Berman tarafından yapılmış. GPS alıcıları kullanarak lisans öÄŸrencileriyle yapılan çalışmada; öÄŸrencilerden bazıları kent merkezinin kalabalık sokaklarında dolaşırken, diÄŸerleri bir ormanda gezintiye çıkmış. Bu kiÅŸiler daha sonra birtakım psikolojik testlere tabi tutulmuÅŸlar. Kentte yürüyenlerin kötü bir ruh hali içerisinde olduÄŸu gözlenmiÅŸ; bu kiÅŸiler ayrıca geriye doÄŸru sayılan bir grup sayıyı tekrar etmeyi içeren dikkat ve hafıza testlerinden önemli derecede düÅŸük puanlar almışlar. AraÅŸtırma tezi sonuç kısmında yer alan ÅŸu ifade dikkat çekicidir; “DoÄŸa fotoÄŸrafları insanda bir dinginlik ve huzur hissi verirken, bir kent manzarası fotoÄŸrafına sadece göz atmak bile ölçülebilir boyutta zararlara neden oluyor.” Berman, kent merkezlerindeki park ihtiyaçlarına dikkat çekmek ve göreceli olarak deÄŸersiz bir tabiat parçasının bile yararlar sunabildiÄŸini ortaya koymak için “Central Park’ın Manhattan’ın tam ortasında bulunması bir tesadüf deÄŸil” diyor ve ekliyor “Oraya bir park koymak zorundaydılar.”
Bir baÅŸka bilimsel çalışma da, Illionis Üniversitesi Peyzaj ve İnsan SaÄŸlığı Laboratuvarı Yöneticisi Frances Kuo, Åžikago’nun güneyindeki büyük bir konut projesinin kadın sakinleriyle görüÅŸülerek yapılmış. Kuo ve meslektaÅŸları, rastgele bir ÅŸekilde dairelere yerleÅŸtirilen kadınları karşılaÅŸtırdılar. Bazılarının manzarası geliÅŸigüzel beton yığınları, asfalt otopark ve basketbol sahası iken, bazılarınınki aÄŸaçlar ve çiçeklerle dolu yeÅŸil bir bahçeydi. Kuo, ardından bu iki gruba dahil kadınların baÅŸlıca hayat zorluklarıyla nasıl mücadele ettiklerini inceleyen, çeÅŸitli konuları kapsayan, basit bir dikkat testinden yararlanarak ölçümler yaptı. BulduÄŸu sonuç, yeÅŸil bir manzaranın tüm kategorilerde önemli derecede geliÅŸme saÄŸlamasıydı. Ve Kuo çalışmalarının ardından ÅŸöyle diyor; “İnÅŸa ettiÄŸimiz dünya, hep aynı zihin bankasından yiyor ve sonra da evimize gelince bir ÅŸeylere odaklanamadığımızda ÅŸaşırıyoruz.”
Ancak, ÅŸehirdeki yoÄŸunluk sadece odaklanma problemleri oluÅŸturmakla kalmıyor, iradeyi de zayıflatıcı bir etkiye sahip. İlgili araÅŸtırmalar gösteriyor ki, kentin sebep olduÄŸu zihinsel zorlanmaların artması, insanların meyve salatası yerine çikolatayı seçmesini veya saÄŸlıksız bir abur cuburdan haz almasını daha olası hale getiriyor. Alınan gereksiz kaloriler ve kredi kartı borçları dahi, bu irade zayıflığının eseridir maalesef. Zira; kentler, Fast-food’tan giyim maÄŸazalarına kadar tüm cezbedici unsurlarıyla bizleri beklerken, onlara karşı olan direncimizi de kırıyor. Birçok kadının stresten arınmak için, kendilerini alışveriÅŸ merkezlerine atmalarını ve limitlerini zorlayacak kadar alış-veriÅŸ yapmalarını, kentin yıprattığı iradeye baÄŸlamak mümkün görünmekte.
Kent hayatı, duygusal kontrolün azalmasına da neden oluyor. Kuo ve meslektaÅŸları, yeÅŸil bir manzaraya sahip dairelerde aile içi ÅŸiddetin daha az olduÄŸu bulgusuna ulaÅŸmışlar. Tüm bu bilgiler göstermiÅŸ ki, kalabalık ve gürültü gibi kentsel çevrenin olumsuz uyaranları, saldırganlığı da tetikliyor. Bu uyaranlardan bitkin düÅŸmüÅŸ bir beynin öfkeye yenik düÅŸmesi elbette ki olaÄŸan bir durum.
Bilim insanlarının, bu tükenmeden endiÅŸe duymaya baÅŸlamalarından çok önce, filozoflar ve peyzaj mimarları doÄŸayı modern hayata dahil etmenin yollarını arıyorlardı. Peyzaj Mimarı Frederick Law Olmsted, New York’taki Central Park ve Boston’daki Emerald Necklace gibi kent hayatının girdabından kaçmamıza olanak saÄŸlayan enerjik kent parklarını oluÅŸturma arayışındayken, Ralph Waldo Emerson insanlara “DoÄŸanın temposuna ayak uydurun” tavsiyesini veriyordu.
Berman’ın çalışmasında olduÄŸu gibi, sadece doÄŸal bir manzaraya bakmak bile hafıza ve dikkat testlerinden yüksek puanlar alınmasını saÄŸlayabiliyor. Kentlerde insanlar doping ilaçları ve enerji içecekleri ile zihinlerini uyanık tutmaya çalışmaktalar oysaki bu kimyasal takviyelerin zararı bir yana, hissedilir yararı, aÄŸaçlar ile donatılmış bir alanda kısa bir yürüyüÅŸün yapıldığındaki olumlu etkiye bile ulaÅŸamamakta.
Dikkat eksikliÄŸinden irade zayıflığına kadar, kent hayatı tarafından körüklenen sayısız zihinsel problem, “Neden kentler büyümeye devam ediyor?” sorusu ile ilgilenmekten ziyade, “Kentleri nasıl yaÅŸanılabilir hale getirebiliriz?” sorusuna cevap istemekte. Zira; Her ne kadar insanın tabiatında dinginlik arzusu varsa da kentlerin vazgeçilemez bir kavram olduÄŸu gerçeÄŸi, 21.yüzyılda kendini iyiden iyiye hissettirmekte…
Mademki, “ne yardan geçerim, ne serden” denilmekte, o halde kent olgusunu daha insani ÅŸartlara uyarlamaktan baÅŸka bir çare görünmemekte. İnsan, yaratılış fıtratı gereÄŸi toprağı ve yeÅŸili ararken, kente adapte olmaktan ziyade, kenti kendisine uygun hale getirmeye çalışmalı. Basit bir tabir ile; çift kiÅŸilik koltuÄŸa üç kiÅŸi oturmaya çalışmak yerine, kendi dizayn ettiÄŸi koltuÄŸu kanepeye çevirmelidir.
İnsanoÄŸlu, hele ki bu asırda kent olgusuna karşı gelememekte. zira; iÅŸ sahaları kısacası geçim kaynakları büyük ölçüde buradan olmakta. Bir de edinilmiÅŸ alışkanlıklar hesaba katıldığında, kentli birisine köyünde veya ormanda yaÅŸamasını önermekte akla uygun görünmemekte. Modern yaÅŸamın hüküm sürdüÄŸü dünyada, kent hayatına alışmış birinin, tenhada yaÅŸamına devam etmesi “AÄŸaçlardan bıktım, beni kente götürün.” demesine sebep olacaktır. O halde sonuç ÅŸöyle olmalı; kentin faydalarını korurken, psikolojik hasarını azaltıcı yolları bulmak gerek.
Dikkat edilirse; Kentin zarar verici unsurlarını sayarken, kent düÅŸmanlığı da yapmıyoruz. Åžifreyi tekrar etmekte yarar olduÄŸunu düÅŸünmekteyim. Buradaki parmak basılacak bamteli ÅŸudur; “Kentin faydalarını korurken, psikolojik hasarını azaltıcı yolları bulmak gerek.”
Bilimsel araÅŸtırmalar ve sunulmuÅŸ tezlerle de sabittir ki; İnsan, tabiatı ve yaratılışı gereÄŸi toprağı ve yeÅŸili arzulamış her zaman. O halde, vazgeçemeyeceÄŸimiz suni kentleri, insanın ihtiyaç gördüÄŸü doÄŸallıkla buluÅŸturmak gerek. Kentleri yeÅŸillendirmek gerek, kentlerde toprak kokusu gerek, kentleri tozdan, dumandan arındırmak gerek. Kentleri oluÅŸturan mimari projelerde yeÅŸili bolca kullanmak gerek. Kısacası, ihtiyacını iliklerimize kadar hissettiÄŸimiz “YeÅŸil Mimari” ile entegre olmak gerek.
“YeÅŸil mimari” düÅŸünüldüÄŸünde akla enerji tasarruflu ve sıkıcı bir yapımı gelmekte? Aslında, hiçte öyle deÄŸil… YeÅŸil mimari, sadece çevreyi koruyarak, kullanıcılarının enerji giderlerini düÅŸürmekle kalmaz ÅŸaşırtıcı derecede güzel tasarımlara yol açabilir.
YeÅŸil mimari, enerji tasarrufu ve çevre dostu bir yapı oluÅŸturmak için düÅŸük tesirli malzemelere odaklanarak meydana gelen, doÄŸal malzemelerden yapılmış basit yapılardan, güneÅŸ panelleri gibi unsurları kullanan, teknolojik odaklı tasarımlara kadar çeÅŸitlilik gösterebilen bir daldır. Geleneksel mimarinin aksine, yeÅŸil bir binanın tasarımın bir parçası yapının tesirini de hesaba katar. Bu da, yalnızca binanın malzemelerinin çevresel etkisine bakmakla kalmayıp iç hava kalitesi, su ve enerji korunumu gibi unsurları da dikkate almak demektir. Aklınıza hemen, ev tasarımına yakışmayan plastik yaÄŸmur bidonları veya güneÅŸ panelleri gibi ÅŸeyler gelmesin. Biz, ne kadar geri kalsak ta, yeÅŸil mimari çok uzun bir yol almıştır.
Bir düÅŸünelim; Kentleri planlarken veya kenti oluÅŸturan yapıların mimari projelerini tasarlarken, toprak ve yeÅŸil arazi kaybını minimuma indirmek mümkün müdür? Bir baÅŸka deyiÅŸle soruyu ÅŸöyle soralım; bir yapının tesis edilmesi ile yitirdiÄŸimiz toprak parçası ve üstündeki yeÅŸili nasıl muhafaza edebiliriz? Bin metrekarelik bir alanda yapılan bir binanın %40’ını yeÅŸil alan olarak bırakarak olabilir mi, dersiniz. Peki,%60’ı ne oldu? İşte… kaybettik. Ve kaybettiÄŸimiz bu alan ile birlikte ruh dinginliÄŸimizi de kaybettik. Psikolojimizi de bozduk. Odaklanma ve dikkat unsurlarımızı da dağıttık…
Peki; ne yapılabilir? Yani, doÄŸrudan insan saÄŸlığına tehdit oluÅŸturan bu soruna, nasıl bir çözüm bulunabilir? Sorunun, bir mimar olarak cevabını araÅŸtırdım sizler için…DoÄŸaya saygılı ve insan odaklı tasarımlar yapmayı amaç edinmiÅŸ teknik personelin, bu sorunun çözümlenmesinin insan tabiatına aykırı olmayan projeler ile mümkün olabildiÄŸine kanaat getirdik. Bu sebeple, tarihte yaÅŸamış mutlu kavim ve toplulukların, yaÅŸam alanlarında ne tür mimari kullandıklarını, temelinden çatısına kadar barınaklarını oluÅŸturan yapılarda hangi malzeme ve yapıtaÅŸlarını kullandıklarını incelemeye çalıştık ve gördük ki; Çatıların bitkilendirilmesi anlamına gelen yeÅŸil çatıların, tarihte bilinen ilk uygulaması Babilliler tarafından, milattan önce 7. yüzyılda yapılan Babil’in Asma Bahçelerinde kullanılmış, bugün ise, modern mimaride hem yalıtıma olan faydası, hem de iç açıcı görüntüsü sebebiyle tercih ediliyor.
YeÅŸil Çatılar
YeÅŸil çatı; “çatıları oluÅŸturan kaplama malzemelerinin, bir rulo yardımı ile yeÅŸile boyanmasıdır.” dersek ne kadar saçma bir tanımlamada bulunmuÅŸ oluruz, deÄŸil mi? Renkleri kullanmanın dahi önem arz ettiÄŸi mimari tasarımlarda, dikkat çekmeye çalıştığımız ÅŸey, renk skalası ile ilgili bir durum deÄŸil elbette. Öyleyse, suni deÄŸil, bitkiler ile donatılmış tabi olan yeÅŸil çatılardır paylaÅŸacağımız konu. YeÅŸil bir çatı, bir nevi çatı bahçesidir. Ha!, ÅŸu yürünebilen teraslarda kullanılan ve büyük saksılarda yetiÅŸtirilen bitkilerden mi bahsediyoruz? Tam olarak deÄŸil… Tam anlamıyla yeÅŸil çatı derken ki kastımız; çatının her santimetrekaresinin, toprak ve güneÅŸe dayanıklı yeÅŸil bitkiler ile örtülmesidir. İlk bakışta çokta akla uygun görülmeyen bu tasarımın, kent hayatı yaÅŸayan bizlere ve kentin mimari dokusuna uygun olup olmadığına bir bakalım isteriz. YeÅŸil çatının, faydalarını üç-dört cümlede anlatın denilse, ÅŸu ifade bile tatmin edici bir özet niteliÄŸindedir;
“YeÅŸil bir çatı, evin içindeki sıcaklığı azaltabilir, dâhili havayı iyileÅŸtirir ve betonun hüküm sürdüÄŸü kentsel yerlerde daha fazla alan açmaya yardımcı olur. Ayrıca kuÅŸlar için yuva da saÄŸlayabilir.” Bu doÄŸru ise ÅŸayet, çok ta yarar saÄŸlayacağı tartışılmaz. Zira; hem yalıtım, hem hijyen, hem saÄŸlık ve hem de tabiatın sadece insanlara ait olmadığı gerçeÄŸi ile kuÅŸlara yuva…Bu kadar yararları dahi, sadece tasarımcı mimarları deÄŸil, tüm insanlığı heyecanlandırmasına yetmeli diye düÅŸünüyorum.
Basit olarak, yeÅŸil bir çatı bir nevi “çatı bahçesidir” demiÅŸtik. YeÅŸil bir çatı oluÅŸturmak için, su yalıtım malzemeleri, toprak bir katman ve bitkiler döÅŸenir. Bitkilerin ve toprağın ağırlığının çatı için desteÄŸi arttırmayı gerektirdiÄŸi için, yeÅŸil bir çatı planını yapıp inÅŸa etmenin için en iyi yolu, yeÅŸil çatı konusunda mimar ve inÅŸaat mühendisinin koordineli çalışmasıdır. Bunun yanı sıra, bir peyzaj mimarının yardımı ile, az bakım isteyen bitkilerin seçimi de baÅŸarılı bir çatı için gereklidir. Bitkiler yalıtım, yaÄŸmur suyunu süzme ve toprak kaybıyla savaÅŸ konularında yardımcı olur.
YeÅŸil çatılar, yosun, etli yapraklar hatta ot ve bitkilerin karışımından ibaret olabilir. Kapsamlı ve yoÄŸun olmak üzere iki tip yeÅŸil çatı vardır. Daha az bakım gerektiren ve daha toprak kullanan kapsamlı bir yeÅŸil çatının maliyeti de yoÄŸun tip çatıdan daha düÅŸüktür. YoÄŸun çatıların maliyetinin yüksek olması ve daha az eÄŸimli yüzeye gereksinim duymalarından ötürü onları ticari yapılarda daha yaygındır.
Maliyet-fayda iliÅŸkisi ile ilgili, Çatı Sanayici ve İşadamları DerneÄŸi BaÅŸkanı Atilla Gürses, Türkiye’de 100 bin metrekareye yakın yeÅŸil çatı uygulaması gerçekleÅŸtirildiÄŸini, günümüze kadar Amerika’dan Avustralya’ya, Avrupa’dan Uzak DoÄŸu’ya kadar birçok ülkede milyonlarca metrekare yeÅŸil çatı uygulaması yapıldığını söylüyor. Ve buna raÄŸmen, dünyadaki yıllık 9,4 milyar metrekare çatı uygulamasının içinde, yeÅŸil çatı uygulamalarının oranının oldukça az olduÄŸunu ifade ediyor.
Oysaki; maliyet kısmının, günümüzde yaygın kullanılan çatı konstrüksiyonlarına oranla daha da ekonomik olmasını bir tarafa bırakalım, yeÅŸil çatıların öncelikle, kentlerdeki doÄŸal ortam eksikliÄŸini gidermesi açısından tercih edilmeli deÄŸil midir? YeÅŸil çatılar, dekoratif açıdan, bitki kaplı alanlar daha iç açıcı bir görüntü sergilerken, binaların etrafındaki hava daha temiz bir hale gelmekte, havada bulunan toz parçacıklarının filtre edilmesini saÄŸlayarak, çevredeki toz miktarını azaltmaktadır. Bununla beraber yeÅŸil çatılardaki bitkilerin nefes alma özellikleri, oksijen miktarının artmasını ve havanın temizlenmesini saÄŸlamakta, bu da çevrenin iklim özelliklerinin deÄŸiÅŸmesi anlamına gelmektedir ki, bu da, daha çok yağış alan, yazları daha serin kalan yaÅŸanabilir ortamlar oluÅŸturmaktadır. YeÅŸil çatıların yaygınlaÅŸarak, toplam çatı alanının yüzde 30’una ulaÅŸması durumunda, özellikle sıcak mevsim ÅŸartlarında çevre ısısının 3-4 derece azalması saÄŸlanabileceÄŸi tahmin edilmektedir.
YeÅŸil çatılar, yalıtım açısından da faydalı. Çevre gürültüsünün azalmasını saÄŸlayan çatılar, diÄŸer malzemelerle kaplanmış çatılardan 3 desibel daha düÅŸük ses yansıtıyorlar. Ayrıca seçilen sisteme baÄŸlı olarak, çatıların ısı yalıtım kapasitesini yüzde 50’ye kadar da artırabiliyor. Tüm bunların yanında çatıdaki su yalıtım malzemelerinin mekanik etkilerden, aşırı ısı farklarından ve ultraviyoleden etkilenmesini de önlüyor ve su yalıtımının ömrünü uzatıyor. Aynı zamanda yeÅŸil çatı uygulaması yapılan binalarda atık su miktarı da azalıyor; seçilen sisteme baÄŸlı olarak, çatıdan atılması gereken su miktarında yüzde 90’a kadar tasarruf edilebiliyor.
YeÅŸil çatıların oluÅŸturulmasında, intensif (yoÄŸun) ve ekstensif (seyrek) olmak üzere iki deÄŸiÅŸik yöntem kullanılmaktadır. İntensif yeÅŸillendirme sisteminin kalınlığı 16 santimetre ile 30 santimetre arasında ve çatı üzerinde aÄŸaç dahil her türlü bitki yetiÅŸtirilebilmekte ve bu sistem çatıya metrekare başına 300-400 kilo civarında yük vereceÄŸinden, binanın statik sisteminin bu yüke dayanacak ÅŸekilde oluÅŸturulması gerekmektedir. İntensif bakım, kullanılan bitkinin gerektirdiÄŸi ÅŸekilde yapılıyor. Yani, sulama ihtiyacı ve gübreleme dikkate alınıyor. Büyük projelerin genellikle kendi peyzajcıları oluyor. Bitki seçimini ve bakımın nasıl yapılacağı konusunu onlar planlıyor. Kendi bahçıvanları, yeÅŸil çatılarının sürekli bakımını yapıyor.
Ekstensif yeÅŸillendirme sisteminde az veya hiç bakım gerektirmeyen “sedum” tipi bitkiler kullanılıyor. Bu sistem de çatıya metrekare başına 100 kilodan az yük veriyor. Bu nedenle sistem, daha önce herhangi bir malzeme kaplanmış, düz veya eÄŸimli çatılarda kullanılıyor. Ekstensif olarak yeÅŸillendirilen çatılar, iklim ÅŸartlarına baÄŸlı olarak yılda en çok bir veya iki kez bakım gerektiriyor. Ekstensif sistemin kalınlığı da 9-14 santim arasında. Apartmanlarda ekstentif yeÅŸillendirme tercih edilmesi halinde, bakımı apartman sakinleri pekala yapabilir.
Ya, ÅŸimdi çatımız börtü, böcek yuvası olursa, karıncalar basarsa diye düÅŸünebiliriz. Sanılanın ve korkulanın aksine, böcek ve karıncaları da çekmiyor yeÅŸil çatılar. “Karıncalar ve birçok böcek türü yuvalarını toprağın 3-6 metre altında yaptıklarından, yeÅŸil çatılara yuvalanmaları söz konusu olamaz. Yani, bu konuda endiÅŸelenecek bir durum söz konusu deÄŸildir. Son yıllarda birçok yanlış uygulama yapıldığı ve hatta bunların bazı mesleki dergilerde en uygun çözüm olarak sunulduÄŸunu görmekteyiz. Hatalı yeÅŸil çatı uygulamalarında problem bazen birkaç ayda, bazen de 1-2 senede ortaya çıkabilir. Bu nedenle sistemi uygulatırken, mutlaka sertifikalı malzemeler kullanılmasına dikkat etmeli ve garanti istenmelidir. Ayrıca, seçilen firmanın deneyiminin araÅŸtırılması ve ana firmanın desteÄŸinin kapsamının bilinmesinde de fayda vardır. İster mevcut çatıları yeÅŸil çatıya dönüÅŸtürecek olalım, isterse yeni yapılacak olan çatı tasarımını yeÅŸil çatı olarak tasarlayalım, geleneksel çatı mimarisine göre baÅŸa baÅŸ maliyette olan bu ekolojik tasarımı, mimari projelere mutlaka tatbik etmek gerekir.
YeÅŸil çatı sistemlerinin maliyeti, kök tutucu örtü dahil ve bitki hariç olmak üzere, metrekare başına 25 avrodan baÅŸlıyor. Seçilen sisteme, çatı eÄŸimine ve bitki türüne baÄŸlı olarak maliyet biraz daha artabilir elbette…
Hızlı ve bilinçsiz geliÅŸen kentleÅŸme sonucu azalan yeÅŸil alanların ve buna baÄŸlı geliÅŸen hava kirliliÄŸinin insanlar üzerinde yarattığı fiziksel ve psikolojik etkileri azaltmak için, yitirilmiÅŸ bitki alanlarının kendilerini yok eden yapıların üzerinde yeniden elde edilmesi, yani çatıların yeÅŸillendirilmesi gerekmektedir.
YeÅŸil çatıların insan psikolojisi ve fiziki yapısına saÄŸladığı olumlu katkıların yanı sıra, ÅŸu diÄŸer faydaları da kayda deÄŸerdir doÄŸrusu;
YeÅŸil çatı tasarımında seçilen sistemin özelliklerine göre çatıdan atılması gereken su miktarından % 90’a kadar tasarruf etmek mümkündür. Bu suretle, yapıda veya ÅŸehir ÅŸebekesinde kullanılan atık su boruları daha az yüklenir. Aynı çapta boru ile daha çok birime hizmet verilebilir veya daha küçük boru çapları kullanılarak malzemeden tasarruf saÄŸlanır. YeÅŸil çatılar, atmosferde bulunan toz partiküllerinin filtre edilmesine yardımcı olur. Nitratlar gibi havada veya yaÄŸmur sularında mevcut olan ve çevreye zarar veren maddeler emilerek topraÄŸa iletilir. YeÅŸilliklerle kaplanan yüzeylerin yansıttıkları ses miktarı, diÄŸer çatı yüzeylerine göre 3 desibel daha düÅŸüktür. Ayrıca çatıdan yapı içine intikal eden gürültü de 8 desibele kadar azaltılabilir. Bu husus, hava limanları, otoyollar gibi gürültülü bölgelerin yakınında bulunan yapılar için önemli avantaj saÄŸlar. Çakıl kaplı teras çatıların yerine, bitki alanlarıyla kombine edilmiÅŸ yaÅŸanabilir dış mekanlar elde edilebilir. Åžehir merkezleri gibi doÄŸal ortamların yok veya çok kısıtlı olduÄŸu çevreler için çatılar, bahçe fonksiyonu görebilecek tek yapı bölümüdür.
Bitkilerin nefes alma özellikleri oksijen miktarının artmasına neden olur. İnÅŸaat ve trafik yoÄŸunluÄŸu yüksek ÅŸehir bölgelerindeki çatıların yeÅŸillendirilmesiyle, hava temizliÄŸi saÄŸlanır. Daha çok yağış alan, yazları daha serin kalan yaÅŸanabilir çevreler meydana gelir. YeÅŸil çatılar ısı yalıtırlar. Polistiren köpüÄŸü ile takviye edilmiÅŸ bazı yeÅŸil çatı tipleriyle, çatının ısı yalıtım kapasitesinde % 50’ye varan artışlar saÄŸlamak bile mümkündür. Daha iyi ısı yalıtımı ise ısıtma ve soÄŸutma enerjilerinden tasarruf demektir. YeÅŸil çatı sistemi, kışın dondurucu soÄŸukların yapıya etkimesine engel olur, yazın yapı kabuÄŸunun ısınmasını önler. Bu suretle su yalıtım malzemeleri hem aşırı ısı farklarından, hem de zararlı ultraviyole ışınlarından ve mekanik darbelerden daha iyi korunur, daha uzun süre görev yapabilirler. Ortak yeÅŸil alanların yetersiz olduÄŸu günümüzün kentlerinde açıkça hissedilen doÄŸal ortam eksikliÄŸi, çatıların yeÅŸillendirilmesiyle önemli ölçüde giderilebilir.
Mimar ve mühendisler olarak görüÅŸ birliÄŸi yapabileceÄŸimiz sonuç ÅŸu olmalıdır; yeÅŸil alanlı çatılar, estetik olarak memnun edicilerdir. Çatılarda ısı etkisini azaltırlar, karbondioksit etkisini azaltırlar, hava kirliliÄŸini azaltırlar, ısıtma ve soÄŸutma yüklerini azaltırlar, çatı ömrünü uzatırlar, ses yansımasını ve transmisyonu azaltırlar, yağış taÅŸmalarını azaltırlar, yaÄŸmur suyu taÅŸmalarında nitrojen kirliliÄŸini gidermede yardım ederler.
Ve bu veya buna benzer yararlarından dolayı son sözümüz; Mevcut kentlere yapılabilecek en olumlu katkının, yapıların baÅŸtacı konumundaki çatılarına, tabiatın güzelliklerini sermemiz ve kentlere çiçek açtırmamız gerekir.
